Tesettür ve değişim

1980’li, hatta 1990’lı yıllarda başörtülü genç kızlara, kentlerde yaşayan tesetürlü kadınlara örtünmeye verdikleri anlamı sorduğunuz zaman genellikle kapsayıcı bir tanımla karşılaşırdınız. “Allah’ın emri ve dinin hükmü” açıklamaları genellikle namus, ahlak, örtülü cinsellik gibi yine dini kaynaklı ancak temelde toplumsal ve kültürel ögelerle tamamlanırdı.

Bugün ne noktadayız? Bu önemli bir sorudur.

Tesettür elbette temel olarak din ve inançla ilgilidir. Ancak yaşananlar, çatışmalar, tartışmalar, deneyimler, “laik bir düzende karma toplumsal dokunun mevcudiyeti” tesettürün bir yaşam tarzını, “bireysel tercihleri, özgürlük ve hak kavramlarını” kuşatmasına da yol açmıştır.

Tesettürün bu çerçevede iki yönü vardır. Bu meseleyi siyasi gerginliğin merkezine yerleştiren, rejim krizi yaratmak alışkanlığına sahip kesimlerin elinde bir araca çeviren zihiniyetin durmaksızın işaret ettiği siyasi yönünün dışında toplumsal bir yanı, toplumsal seyri bulunmaktadır.

Bu nedenledir ki bir süre önce bitirdiğimiz, muhtemelen önümüzdeki günlerde açıklanacak akademik nitelikli bir alan çalışmasında bu konu üzerinde hassasiyetle durduk. Ulaştığımız sonuç köklü bir değişimin varlığına işaret ediyordu..

Başörtüsü, örtülü kadın ve genç kızların büyük bir çoğunluğu tarafından edep, namus ya da cinsellik kavramıyla ele alınmadığı gibi, bu tür bir tanım “aktif olarak” reddediliyordu. Buna karşılık başörtüsüne verilen tanım ya da anlam “dinin icabı, özellikle Allah’ın emri” şeklinde karşımıza çıkıyor, daha doğrusu bu çerçeveyle sınırlandırılıyordu.

Genç bir öğrencinin kendi kuşağı için ana eğilimlerden birini ifade eden şu sözleri belki gelinen noktayı gözler önüne sermektedir:

“Tesettürün benim için namusla, edeple bir ilişkisi yok. Allah’ın emri olduğu için takıyorum. Benim için değil babam için tesettür namusun simgesi olabilir. Benim için Allah’ın emri o. Bu emrin mantığında namus, haya yok. Mantık şu: Allah’a inanıyorsanız, bunu kabul etmişseniz onun emirlerini sorgulamadan yaşamalısınız… Ama bunun tersi Allah’a inanmamak değil elbette. Tesettürlü arkadaşlardan çok daha ahlaklı, inançlı bulduğum açık insanlar da var. Aklımdan geçmez bu insanları öyle değerlendirmek. Tesettür benim kıyafetimdir. (…)

Mevcut eğilime tepki duyan İslami kesim bir esnafın şu sözleri de aynı gerçeği, değişimi tersten ortaya koyuyor:

“Son dönemlerde pek çok kızın niye örtündüğünü anlamakta zorlanıyorum. Diyorsun ki ben şu inanca sahibim. Şu inanç da bana şunu emrediyor. Bu emirlerden bir tanesi de bir bayan olarak hayatıma şöyle bir düzen vermem. Yani karşı cinsle ilişkilerime tahrik etmek ve edilmek anlamında kendi bedenimi gizlemek anlamında şöyle biçim vermem lazım. Tamam bunun için örtünüyorsun ama başka şeylerde dikkatsiz davranıyorsun. Mesela dün Ankara’da gördüm bir türbanlı genç kız büyük ihtimal dershaneye gidiyor, yanındaki erkek arkadaşından ayrılırken onunla tokalaştı ve öpüştü. Şimdi bu kadar rahatsan neden saçını gizliyorsun? 80’li 90’lı yıllarda böyle değildi. O bir simgeydi… Şimdi bir ihanete dönüştü…”

Başörtüsünün cinsellik, namus gibi kavramlarla bağlantı içinde ele alınmaması, hatta bu bağlantının reddedilmesi “dini bir hükmü sadece kişiyle ilişkilendirme” anlamında kişisel bir referansla tanımlanmasının bir göstergesi olarak kabul edilebilir.

Bu durum başörtüsünün kimliğe ilişkin “kendiliğinden bir tavrı tanımlayan” bir sembol olmaktan uzaklaşıp, salt dini ve bireye ait sembol haline dönüşmesini, bir aidiyet taşıyıcısı olmakla birlikte aidiyetin temel kurucusu işlevini yitirmesini gösteren unsurlardan birisidir.

Bu çerçevede din-şahıs ilişkisinin din-kimlik ilişkisi kadar önem kazandığı görülmektedir. Kimlik-birey çatışmasının yanında, kimlik-birey ilişkisinin, diğer bir ifadeyle kimlik içi şahıslaşma ya da kimlik içi özerkleşme eğiliminin mümkün olabildiğini gösteren bir durumdur bu.

İslami kesimden bir genç kızın ya da kadının aynı anda hem kimliğe sahip çıkması, hem kimlik içinden kimliğe mesafe alması ve onu bir anlamda yeniden kurma alıştırması söz konusudur. Bu mesafe alış, işaret ettikleri toplumsal değerlerle birlikte dini sembollerin, ahlak ve yaşam tarzlarının görece depolitizasyonu, insanileştirilmesi ve güncel, hatta seküler yaşam pratikleriyle iç içe geçmesidir.

Toplum yol alıyor…

Ama bundan ne devletin haberi var, ne siyasi iktidarın…

Ne AİHM’in…

 

http://www.yenisafak.com.tr/abayramoglu.html

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: