RAHMETİN DİĞER ADI CEMAAT

Öyle sanıyorum ki, Müslümanların çokça konuştukları fakat yeterince analiz etmedikleri konulardan biri de, cemaat gerçeğidir… Maalesef bir şeyi çok konuşmak onun hakkını vermek anlamına gelmiyor, artık… Cemaatle, cemaatçilik sınırı nerede başlar, nerede biter? Yeterince bilinmiyor… İyi niyetli girişimlerin zamanla doğurduğu garabetler bir türlü bitmiyor… Dolayısıyla soğukkanlı olarak sorunlarımızı tartışmak ve aklı selim ile sorularımıza cevap bulmak sorumluluğu altında bulunuyoruz…
Cemaat bir vucubiyet midir? Ya da cemaatsizlik bir vebal mıdır? Bu işin keyfiyeti nedir? Kişinin kendi isteğine bırakılmış “olmazsa da olur” türünden bir keyfilik midir, yoksa olmazsa olmazımız mıdır? Katılımı zorunlu bir boyutunun olduğundan bahsedebilir miyiz? Konuyu sadece sosyal bir olgu olarak görebilir miyiz? Görüyorsunuz ki, soru soruyu açıyor, akla yeni sorular takılıyor.
Cemaatsizliğin dünyevi ve uhrevi sonuçları nelerdir? Acaba cemaat oluşumlarının nasıllığını konuşmanın şartları oluşmadı mı?
Her birlikteliğe cemaat demek, ne kadar doğrudur.?
Önce şunu belirtelim ki, şu aşamadan sonra cemaat yadsınamaz bir gerçekliktir… Özellikle İslam dünyasının siyasi varlığı parçalanınca oluşan boşluğu cemaatler doldurmaya çalıştı… Dayanışmacı bir ruh ile ortak bir irade oluşturma zarureti belirdi… Ortak irade, ortak idealler için yürüdü… Önemli mesafeler alındı… Ancak ulus devletlerin açtığı yaralar hemen kapanacak gibi değildi… Takip eden yıllarda modern paradigma bireyci ve özgürlükçü anlayışları aşıladı… Seküler kuşatma cemaat ruhunu aşındırıyordu… Bu durumda bilinçli Müslümanlar ilgisiz kalamazdı…

İslami uyanışın gerçekleşmesi, İslami kimliğin korunması için bir çıkış yolu şarttı… İşte bu yol; cemaatleşmekti…

İslam’ın bizzat kendisi tevhidi, hakkı, hayrı, güzeli, marufu, adaleti, ahlakı inşa etmeyi emrediyor… Doğruları, değerleri üretmeyi ve yürütmeyi bağlılarının omuzuna yüklüyor… Bunu bir “hayırda yarışa” dönüştürüyor… Bunun sistematik, yaygın, örgütlü ve organizeli olmasını salık veriyor…

İslami cemaatleşmenin temelde varoluş gayesi açıktır; “İnsanlık için çıkarılmış hayırlı bir ümmet olmak…” (3/110) Yalnız kendisi için olmak değil, insanlık için varoluşunu sürdürmek… Benliğin, bireyselliğin basitliğinden, başkaları için yaşama yüceliğine ve erdemine talip olmak…

Cemaat olmanın gücü, güzelliği ve cazibesi bu noktada kendini gösterir; adanmışlık…

İnsan yapısı gereği yalnız kalınca, hayırda isteksiz ve ağırdır… İlgisiz ve ihmalkardır… Toplumsal bir akış olmadan insan içindeki çamuru aşıp cevherini ortaya koyamıyor… Bencil duygularını yenip adanmışlık ruhunu kuşanamıyor…

İnsanın hazcı, çıkarcı, bireyci, bencil, dünyacı karanlıklardan kurtulup gün yüzüne çıkması cemaat ortamlarının rahmet ve bereket ikliminde mümkün oluyor…

Kişi cemaat potasında olgunlaştıkça toplumsal duyarlılığı gelişir…

Cemaat kişisel kabiliyetleri, kazanımları sosyalleştirmek için vardır… Hem kendi kalmak, hem de cemaat atmosferinde zenginleşmek, derinleşmek, durulaşmak fırsatı yakalanmış oluyor…

Burada yani cemaat ortamında kişinin kimliği, benliği eritilmiyor… Ortak bir ideal etrafında güçlendiriliyor ve güzelleştiriliyor… Ortak bir disiplin ile kişilik tamamlanıyor… Aşkınlık ve aşk aşısı ile kişiye anlam ve değer yükleniyor… Hayatın fani çabalarını bakileştirmenin yolu da buradan geçiyor…

Cemaat her tür bereketin adıdır…

Velayetin, vahdetin, uhuvvetin, rahmetin taşıyıcısıdır…

İslam’ı pratize etmenin zeminidir… Müminleri bir arada tutan tutkal, bir duvar misali kaynaştıran harçtır…

Modern dönemlerde İslami misyon ve mesajı sürdürebilme imkanı cemaat formunda kendini gösteriyor…

Modernite ile gelen köklü yıkıma karşı duracak tek potansiyel güç İslam’dır…

İslam özü itibarı ile bireyselleşmeye ve sınıfsallaşmaya karşı olmuştur…

Çağın dönüştürücü, çatıştırıcı, yabancılaştırıcı etkilerine karşı nesillerin korunağı örgütlü İslami yapılardır… Kitlelerin umudu, İslami hareketlerin doğru adım atmasındadır… Çünkü buralar insani ve ahlaki değer sistemleri olarak vücut bulurlar… İnsanlığın içine düştüğü sefalet ve zilletten kurtuluşunu sağlayacak medeniyetin mimarları bu ocaklarda oluşacaktır…

Laikleşme, batılılaşma, sekülerleşme, inkar, isyan, sapma, yabancılaşma, yozlaşma etkilerinden korunmak için örgütlü oluşumlar, organizeli çalışmalar artık kaçınılmazdır…

Hakkın tavsiyesi, batılın tasfiyesi cemaat bilinci ile hareket eden müminlerin uhdesindedir…

İki zulüm arasında adalet… İki batıl arasında hak… İki uç arasında itidal… İki dünya arasında istikamet… Evet, doğrudan sapmamak, maruftan şaşmamak için cemaat diyoruz…

Cemaati salt bu çağın bireyselleşme sorununa bir tepki olarak düşünemeyiz. Veya amaç sadece bireyi devlete karşı korumak da değildir… İnsanlar arasında duygusal veya çıkarsal bir bağlılık olarak değerlendirmek de yanlıştır…

Cemaat ortak inanç, duygu, düşünce, davranış, gaye, gelenek etrafında şekillenen bir tercihtir…

Cemaat tüm zamanların bir zaruretidir…

Sistemlerin, toplumların, mekanların, takvimlerin değişmesi bu gerçeği değiştirmez… Ancak cemaatler koşullara ve konumlara göre alan seçer, pozisyon alır, hedef belirlerler…

Bu açıdan İslam cemaati bir üst kimliktir, üst bilinçtir, üst çatıdır…

Her türlü dağılma, kırılma, çözülme, ve çürümeye karşı koruyucu bir katalizör görevi görür…

Çünkü İslami cemaatlerdeki oluşum bilincini belirleyen ve besleyen imani temelleri görüyoruz… Tüm eylemler, Allah’ın rızasına kodlanmak zorundadır… Sosyal faaliyetler, “Salih amel” içeriklidir… Açılım, atılım ve yatırımların yönü “sonsuz rahmet”e yöneliktir… Cemaat anlamını, ruhunu, direncini, gücünü ibadi ve uhrevi oluşundan almaktadır…

Böyle olunca da İslam’ı algılama ve yaşamada manevi bir derinlik, rabbani bir coşku hasıl olmaktadır…

Aslında insanlarla beraber sorumluluk almak bir yönü ile eziyettir… Yalnızlık ise bir rahatlık ve rehavettir… Müminler bu eziyeti kişisel rahatlarına tercih ederler… Bu, güvene dayalı gönüllü bir tercihtir… Nebevi uyarı bizi buna hazırlıyor:

“Müslümanların işleriyle ilgilenmeyen onlardan değildir.”

Müslüman için en merkezi belirleyici; “Kur’an ve Sünnet”tir… Hiçbir İslami Hareket, Kur’an ve Sünneti kenarda tutarak varlığını sürdüremez… İslam’ın üzerinde yapılandığı temel değer ve ilkelerde içtihada bile gidilemez… Bu ümmetin üzerinde ihtilaf edemeyeceği birlik zemini işte budur…

Yabancı kültürlerden kavram devşirmeden, popülizme prim vermeden, kaynaklarındaki duruluğu bulandırmadan yoluna devam etmelidir… Aldığını vahiy süzgecinde süzerek alacak; sızmalara, sapmalara, savrulmalara kendini kapalı tutacak…

Cemaat rant kapısı, siyasal ikbal için sıçrama tahtası da değildir… Dünyevi menfaat, kişisel ya da ailevi çıkar hesapları ile bu işin yürümeyeceği yerinde bir tespittir…

Bir diğer doğru da şudur: cemaat masumlardan veya meleklerden oluşan bir hareket değildir… Bu açıdan hiçbir yapının masumiyetini ve mükemmeliyetini kimse iddia edemez…

Belki yapılması gereken şudur: Her yapının kendini eleştiriden müstağni görmeden yenileme ve sorgulamaya açık tutmasıdır… Kaldı ki; yaşadığımız coğrafyada cemaat çalışmalarının nihai şeklini aldığını söylemek de zordur… Cemaatleşme de yaşanan bir süreç var… Bunu şöyle ifade edebiliriz: Ana cemaate ara cemaatler üzerinden yürünüyor…

İslami cemaat vakıasını tek bir yapıda görmek bugünün dünyasında alanı daraltmaktır… Çünkü bunu kaldırabilecek merkezi bir yapı yok… Yerel, yapısal, kültürel farklılıkları görmemek fotoğrafı doğru okumamaktır… Müslümanların ilkesel tutarlılık içinde farklılığı olabilir… Önemli olan, grup olgusunun grupçuluğa kaymamasıdır… Bir yapının diğer yapıları yok saymadan var olan oluşumların hukukunu gözeterek hareket etmesidir… Evet, ahlakilik ve hukukilik hassasiyeti farklılıklardan ahenkli bir renklilik hasıl edebilir… Taassup ve tahakkümler, yerini takva ve tevazuya terk ederse bu ülkede çalışan her kesime yetecek kadar alan ve imkan vardır…

Şu dönemdeki arızi krizleri, zorlukları, durağanlığı “değişmez kader” bilmeden zamanla çözebileceğimiz özgüveni ile hareket etmeliyiz…

Tarihin her döneminde cemaat çalışmalarının sorunları olmuştur… Sorunlarla birlikte yürümesini bilenler, zamanla sorunları yenmişlerdir… Problemsiz bir mücadele tasavvuru taşıyanlar, kendilerini hep ertelemişlerdir…

İnsanın olduğu yerde sorun olacaktır… Bize düşen görev sonuna kadar İslami kimliğimizle mücadelede var olmaktır…

Önemli olan bu gün vasatı yakalayıp kararlılık göstermektir… Uçlarda gezinmemektir… Ancak hala itidal ve istikamet arayışında ciddi sıkıntılar yaşanmaktadır… Bunlardan bir kaçını saymak gerekirse:

a) Yerellik- Evrensellik sorunu

b) Gelenek- Yenilik sorunu

c) Aşırılık- Ilımlılık sorunu

d) Legal– İllegalite sorunu

e) Teori- Pratik sorunu

f) Nakil- Akıl sorunu

Yerellik ve evrensellik çekişmesi yapıları yaralıyor… Ya koyu bir yerellik ile veya ucu nereye varacağı belli olmayan bir evrensellikle kendilerini sınırlayanlar tökezlemekten kurtulamıyorlar… Halbuki yerel zemini olmayan evrensellik de, evrenselliğe sırtını dönen yerellik de eksikliktir… Olması gereken ise ikisinden birinden vaz geçmek değil, evrenselle yereli harmanlayıp alınması gerekenleri almaktır…

Gelenek ve yenilik çatışmasıda ciddi bir sorun… Cemaat perspektifinin çağa sırtını dönüp “geçmişte yaşamak” tarzında gelişmesi de, geçmişe set çekip çağdaş olmaya soyunması da yanlışlardan yanlış seçmektir… Dünden ibretler çıkararak bu günü yaşamak lazım… Tüm yeniliklere kapalı katı bir gelenekçilik insanı geleneğin tutsağı kılar… “Kutsal gelenekçi” yaklaşım sonradan gelen güzelliklere uzak düşürür… Aynı şekilde geleneğin üstünü çizen yenilikçi hareket ise köksüzdür… Geçmişle kavgalı olmayan, yeniliklere açık bir gelenekle daha sağlıklı büyümek mümkündür… Yani gelenekten beslenen yeniliğin yarınlarda da önü açıktır… Her yeniliği “bid’at” diyerek önünü kesmeye kalkışan ile her yeniyi “yüceltici” bir anlayışla savunan aynı yanlışı yaşıyor… Ne geleneği, ne de yeniliği takdis veya takbih etmeye gerek yok… Bize düşen; doğru olanı tercih etmektir…

Aşırılık ve ılımlılıkta önemli bir tartışma ve ayrışma konusu… Tüm aşırılıklar kontrol edilmediği zaman zarar vermeye başlıyor… Gücü kullanmada aşırılık, siyasallaşmada aşırılık, kuralları uygulamada aşırılık, disiplinde aşırılık, tedbirde aşırılık uzatabiliriz…

Ilımlılık derken daha çok sonu yozlaşmaya uzanan uzlaşmacı bir çizgiye çağrışım yapıyor… İlkeleri esnek, uyuşumcu, sisteme eklemlenme riski içeren yapılar akla geliyor… Aşırılık ve ılımlılık her iki anlayışta günümüz cemaat çalışmalarını en çok tehdit eden sapmalardır…

Hikmet ve basiretten yoksun aşırılık ve ılımlılık hareketin sonunu hazırlar…

Önemli olan itidal ve istikameti koruyabilmektir… Bu da basiretli ve ehliyetli bir önderliğin sorumluluğudur…

Legal ve illegal kadim tartışmalardan biridir… İslami çalışmalarda esas olan meşruiyettir… Bu pratikte neye tekabül eder bilemeyiz… Doğru olan çalışmaların açık ve net olmasıdır… Manipülasyona malzeme olacak anlamsız gizemliliklerden, kapalılıklardan, ketumiyetlerden uzak durmaktır… Tabii ki bu tüm mahremiyetlerin pazarda sergilenmesi anlamı da taşımıyor… Legallikten egemen sistemin beğenisini kazanmak anlaşılıyorsa bu ciddi bir yanılgıdır…

Teori ve pratik ayrımı… Düşünsel alt yapısı zayıf, felsefi arka – planı olmayan hikmetten yoksun pratik ve paylaşımlar çoğu zaman kalıcı güzelliklere dönüşmüyor… Hakeza derin tahliller, yoğun teorik birikime rağmen, pratiğin içinden gelmeyen tespitler sadra şifa olmuyor… Fikri boyutu güçlü, ameli yönü zayıf olanın örnekliği kabul görmüyor… Diğer yandan düşünürlerle, hareket adamlarının arasındaki mesafe kapanmıyor… Düşünen beyinler pratiğin dışında… Aksiyon adamları düşüncede derinleşemiyor… Pratiğin içinde gelişen düşünce verimlidir…

Bir diğer sorun akıl-nakil ikilemine girmektir… Aklın işlevini donduran anlayışta, aklın dizginlerini salıveren akılcı akımda benzeri hatalara düşmektedir… Müslüman, nakilleri akılla kavrayandır, yine Müslüman aklı nakille dengeleyendir… Yapmamız gereken vahyin kontrolünde akıllı olmaktır… Vahiyden ışığını alan bir akılla akletmektir…

Evet, toplumsal sorumluluğumuz dengeli, duyarlı, devamlı, tutarlı, kararlı olmamızı kaçınılmaz kılıyor… Vahye tanıklığımızı başka türlü nasıl sürdürebiliriz?

Yapısal çalışmalarda mutlaka aranması gereken kurallar şunlardır: İnsicam, itidal, istişare, istikrar ve istikamettir… Bunlarda başlayan çözülme hareketi iflah etmeyecektir…

İslam cemaatinin geleceğe yürüyüşü ise muttaki aydın, mücahid alim, basiretli kadro, mutedil kitle eliyle olacaktır…

Cemaat, çağın çaresizliği içinde kıvranan insana son çağrıdır…

 

akdav.org

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: