Ben Kendi Sokağımda Kayboldum

Ben Kendi Sokağımda Kayboldum

 

Yola ne zaman düşüyoruz? Yola, daha doğar doğmaz düşüyoruz… Ne yazık ki bizim elimizde değil, bizler gözümüzü yolda açıyoruz… Birilerinin önümüzde, birilerinin arkamızda olduğunu görüyoruz… Yolun başı ve başlangıcı yok… Açıkçası başlangınç, sadece yola düşenin başlangıcı, yolun değil… Biz ise bu yüzden yolun başına düşmüyoruz, ortasına düşüyoruz… Bazıları önümüzde, bazıları arkamızda iken düşüyoruz…

Önümüzdekiler bize öğrenmemiz gereken, aşmamız gereken birtakım engellerin olduğunu söylüyorlar… Bizi engelleri aşmak üzere eğitiyorlar, eğitmeye çalışıyorlar. Bize yolu değil, yoldakileri anlatıyorlar… Yolun kendisini düşünmekten uzak kalırsak, yoldaki, önümüzdeki, ilerideki engellerle daha iyi başa çıkacağımız telkininde bulunuyorlar…

“Kimim ben?” diye sormamıza izin vermiyorlar; telkinler “Biz kimiz?” sorusunun etrafında dolaşıyor… ‘Biz’in kim olduğunu bilirsem, ‘benim’ için kolay yürümenin imkânlarının da çoğalacağı vaadinde bulunuyor büyükler… Peki ya ‘ben’in kim olduğunu sorarsam, ‘ben’in kim olduğunu merak edersem, önce benim kim olduğumu bilsem? İşte bu sorular, düşünülemeyenin alanına giriyor, o nedenle sorulması yasak sorular bu sorular…

“Kimiz biz?” sorusuna verilen cevaplara “eğitim-öğretim” diyorlar büyüklerimiz… Her eğitim, bu gerekçeyle “millî eğitim”dir, ben, hangi ‘biz’e aitsem, hangi biz’in alanına dahilsem, eğitimim de, öğretimim de biz’le alâkalı olacaktır… Öğretmenlerim ben’in eğitimini almadıkları için, bana ben’in bilgisini, benim’in bilgisini ver(e)mez. Öğrenmem gerekenler biz’le ilgili olanlardır, ben’le ilgili olanlar değil… Ben’in genel ve yaygın eğitim ve öğretimin alanına girmesi yasak… Peki yasak olmasa, mümkün mü? Elbette değil! Ben’e doğru topluca yürünemiyor, herkes kendi yolunu kendi yürümek zorunda… Söylemiştik, bir kez daha söyleyelim: “Hakikatin yolu tek kişiliktir!”

Ben’in bilgisi yolda kişiyi başarılı kılar mı? Hayır! Ben’in bilgisi biz’in içinde yaşayacak olanlar, yaşamak zorunda kalanlar açısından başarızlığın yolunu açar. Başarızlığın yolu? Bu, biz’in dışında kalanlara, biz’de tutunamayanlara özgü bir ara yol… bir tür ana yoldan sapış… hatta kaçış… kişinin tek başına yürümek zorunda olduğu bir yol… bu yolda kişi kendisine doğru yürür, kendisi için yürür, sadece kendisiyle birlikte yürür… yalnızdır çünkü.

“Yola çıkmak yoldan çıkmaktır” demiştim bir zamanlar… Doğrudur, yola düşenler, yola hep bir biz’den düşerler, bir biz’in içine düşerler. Biz’le birlikte yürümelerini kaçınılmaz kılan da budur. Eğitimleri bu yürüyüşe göredir. Biz içinde yürümenin tekniği, yola düşülür düşülmez yolcuya verilmeye başlanır… Eğitimli yolcular nereden ve nasıl gidileceğini bilirler… kalabalıklara (galebe-liklere) alışkındırlar… korkmazlar… topluca yürümenin imkânlarından yararlanırlar… biz’in içinde yer alanlar “biz bize benzeriz” deyû yürürler… güvenlik içinde yürürler… başarılıdırlar, başarırlar, başarmayı amaçladıkları sürece başarırlar…

Mutlu mudurlar? Saadeti tanırlar mı? Nasıl tanısınlar, kendilerini tanımaya hiç vakitleri olmamıştır ki! Biz’in bilgisi, haz ve yarar ilkesine riayet etmek suretiyle yürüyenlere verilir… Mükâfatı daha baştan bellidir: “başarı’.

Denenmiş ve tecrübe edilmiştir. Önden yürüyenler, kurallara riayet etmişler ve başarmışlardır. “Size söylenenleri yapar ve topluca yürümeyi seçerseniz pekâlâ da siz de başarabilirsiniz” denmiş ve telkinlerin haklılığı defalarca ispatlanmıştır. Biz’in bilgisi kişiyi ‘başarılı’, ben’in bilgisi ise ‘mutlu’ kılar. Burası açık!

Başarılı olanlar mutsuz, mutlu olanlar başarız mı olurlar, olmak zorunda mıdırlar?

Ne de aptalca bir soru değil mi?

Aptalca sorulara akıllıca bir cevap vermeyi denemeyeceğiz; aksine bu soruyu görmezlikten geleceğiz; hiç değilse meselenin ciddiyetini kavramış olanlara saygısızlık etmemek maksadıyla bu soruyu hiç sorulmamış kabul edeceğiz.

Biz’in eğitiminden geçmiş olanlar anacaddelerde yürümenin ne denli güvenilir olduğunu bilirler ve bu nedenle arasokaklara sapmaktan biteviye kaçınırlar. Çünkü onları arasokaklarda bekleyen yine kendileridir. Kişi ben’ini anacaddelerde bulamaz; biz’in içindeki ben’i anacaddelerde bulmak güç değil, imkânsızdır. Bu bakımdan yapılması gereken, yola çıkıp bir arasokağa sapmayı ve yoldan çıkmayı göze almaktır; bir şarkı sözünden yardım almama izin verilirse, kişi kendi sokağında kaybolmaktan korkmamalıdır.

Başarıyı biz’in içinde bulmaya alışmış olanların ben’i bulmak için biz’den ayrılmayı göze alamıyor olduklarını mı söylemeye çalışıyorum? Aslâ! Aksine ben’i hiç tanımadıkları, ben’le hiç tanışmadıkları ve ben’le karşılaştıklarında ne konuşacaklarını hiç bilmedikleri için kendi sokaklarında kaybolmaktan -hem de ölesiye- korktuklarını îma etmeye çalışıyorum.

Az kalsın unutuyordum; mısrâın tamamını aktarmam gerekiyordu:

– “Ben kendi sokağımda kayboldum maviler içinde…”

Yani mutlu bir biçimde…

Demek oluyor ki ey tâlib, taleb ettiğin şeyin mahiyetini bilmeli ve anacaddelerde kaybolmaktan değil, asıl kendi sokağında olsun kaybol(a)mamaktan korkmalısın!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: