KURBANIN ANLAM VE ÖNEMİ, KURBAN KÜLTÜRÜ ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME

Medyada yapılan tartışmalarda, Kurbanın gereksizliğinden, hayvan katliamına; kümes hayvanlarının kurban edilip edilemeyeceğinden, kurban kesme veya hacca gitme yerine fakirlere yardım edilip edilmeyeceğine; kadınların kurban kesip kesemeyeceğinden, sokaklarda ve çocukların önünde kurban kesmenin caiz olup olmayacağından, kurban bayramı diye bir bayramın olup olmadığından, kurban derilerinin irticayı körükleyip körüklemediğine kadar pek çok konu, kimin ne dediği anlaşılmadan konuşuldu. programlar tekrar terar yayınlandı. Bu pogramlarda, yanlış doğru, çokşey tartışıldı da kurbanın ve bayramın sosyal ve ekonomik boyutundan, ülke ekonomisine katkısından, sosyal birlikteliği ve dayanışmayı pekiştirdiğinden, sistemin oluşturduğu güvensizliğin böyle günlerde ortadan kalktığından ve en önemlisi de bireylerin kendisi ve çevresiyle barışık olmasının bu ve benzeri günler sayesinde gerçekleştirdiğinden kimse söz etmedi veya kimseye söz ettirilmedi. Ancak ipe sapa gelmez bir çok konuda gevezelik yapılarak sapla saman birbirine karıştırıldı. Herhalde amaçlanan da buydu

İlginç bir ülkede yaşıyoruz. Akılalmaz olaylar oluyor. Hırsızlık, yolsuzluk, hukuksuzluk diz boyu. Açların yoksulların sayısı çığ gibi artarken zenginler de daha bir zenginleşiyor. Bu hukuksuzluk ve açlığa rağmen açların ve mazlumların sesleri daha bir cılızlaşıyor, görüntüleri daha bir silikleşiyor. Halkın sesi, mazlumların dili olduğu varsayılan medya zalimleri ve zenginleri alkışlayarak ekranları magazin programlarıyla dolduruyor.

İlginç bir ülkede yaşıyoruz. Kanlı bıçaklı olduğu sanılan partiler, sebebi kendinden menkul nedenlerle ortak hükümetler kurabiliyorlar. Malum medyamız da kendine yakışan bir şey daha yapıyor. Bu kanlı bıçaklı hükümet ortakları hakkında methiyeler düzmeye bayılıyor. Ama medyamız asıl işlevini toplumun kutsallarını alay ve tartışma konusu yapmakla yerine getiriyor. Bir taraftan toplumun kutsallarına saldırarak, saldırtarak kafaları karıştırıyor, bir taraftan da hem halk dalkavukluğu yapıyor, hem de en uçuk ve hurafa düşüncelerin pazarlamasına soyunuyor. Bu tür kitapları promosyon olarak dağıtıyor.Her Ramazan ayında ve Kurban Bayramı arefesinde hep aynı şeyleri yaşıyoruz. Aynı programlar yeniden yayına hazırlanıyor.Bu kurban bayramı arefesinde de yine aynı şeyleri yaşamaya başladık.

Bu nedenle mevcut medya, içinde bulunduğu konum gereği elini attığı her şeyi kirleterek tüketmeye çalışıyor. Varlık nedeni toplumu bilgilendirmek olarak kabul edilen medya, bunu yapmak yerine toplumun kutsallarını tartışma ve alay konusu yaparak hem haksızlıkların örtülmesine, yoksullukların artmasına neden oluyor, hem de bulandırdığı denizdeki balıkları toplamaya çalışıyor. Ama bu arada olan topluma ve kutsallarına oluyor. Medya bu yayınları sonucunda topluma yeni modern kutsallar inşa ederken, toplumun binlerce yıllık dini değerlerini de (doğru yanlış ayırımı yapmadan) işlevsiz hale getiriyor. En azından sulandırıp aşındırıyor. Ramazan ayı boyunca yaşadıklarımız bundan farklı olmadığı gibi, Hacc mevsimi girip, Kurban Bayramı yaklaşınca da aynı şeyleriyaşıyoruz.

Kurbanın ne olup, ne olmadığı, kurban kesmekle neyin ve nelerin amaçlandığı ortaya konmadan, bu konunun televizyonların birinci gündem maddesini oluşturması, ilmi derinliği bulunmayan üç beş medya vaizinin ipe sapa gelmez, ilmi hiçbir değeri olmayan iddialarının televizyonlarda, günlerce hatta haftalarca, ısıtılıp ısıtılıp sunulmasının özel bir amacı yoksa, insanoğlunun merak duygusunu depreştirme ve özgüvenini kaybedip içe kapanma ötesinde bir işe yaramamaktadır. Keşke bireyler bu tartışmalara bakarak medyayı, din adamlarını ve sahip oldukları dini anlayışı sorgulamayı aklekseler. Ancak bu programların farklı bir yansıması oluyur. Biz bu tartışmaların sadece reyting kaygısıyla yapılmadığını özel bir amaca yönelik olduğunu sanıyoruz. Bu amaçlardan birisinin zihinleri bulandırıp, toplumsal dayanışmayı baltalayarak, bireylerdeki güven duygusunu zedelemek olduğunu düşünüyoruz.

Bu yayınlarda yapılan tartışmalarda, Kurbanın gereksizliğinden, hayvan katliamına; kümes hayvanlarının kurban edilip edilemeyeceğinden, kurban kesme veya hacca gitme yerine fakirlere yardım edilip edilmeyeceğine; kadınların kurban kesip kesemeyeceğinden, sokaklarda ve çocukların önünde kurban kesmenin caiz olup olmayacağından, kurban bayramı diye bir bayramın olup olmadığından, kurban derilerinin irticayı körükleyip körüklemediğine kadar pek çok konu, kimin ne dediği anlaşılmadan konuşuldu. programlar tekrar terar yayınlandı. Bu pogramlarda, yanlış doğru, çokşey tartışıldı da kurbanın ve bayramın sosyal ve ekonomik boyutundan, ülke ekonomisine katkısından, sosyal birlikteliği ve dayanışmayı pekiştirdiğinden, sistemin oluşturduğu güvensizliğin böyle günlerde ortadan kalktığından ve en önemlisi de bireylerin kendisi ve çevresiyle barışık olmasının bu ve benzeri günler sayesinde gerçekleştirdiğinden kimse söz etmedi veya kimseye söz ettirilmedi. Ancak ipe sapa gelmez bir çok konuda gevezelik yapılarak sapla saman birbirine karıştırıldı. Herhalde amaçlanan da buydu. Gördüğümüz kadarıyla da istenilen elde edildi.

Biz bu yazımızda kurbanın tarihi süreçteki yeri, anlamı, amacı, ne olduğu, yerel mi evrensel mi olduğu, yani nerede ve nerelerde kimler tarafından kesilebileceği, kimlerin kesebileceği ve kurban çeşitleri gibi birçok soruyu da göz önünde bulundurarak konuyu Kur’an bütünlüğü ve Peygamberin uygulamalarını da göz önünde bulundurarak,kurbanı tarihi geleneği içerisinde bütün detaylarıyla olmasa da genel hatlarıyla ortaya koymaya çalışacağız.

Kur’an’ın Hz. Adem’den Hz Muhammed’e kadar geçen süreçteki bütün peygamberlerin mesajlarını kapsadığını, İslam dediğimizde de, tüm bu süreci anladığımızı bir önkabul olarak kabul edersek, vahiy kültürü içerisinde kurban; Habil ve Kabil’den bu yana yaşayan bir gelenek olarak devam etmektedir. Elbette kurban sadece tek tanrılı dinlerle sınırlı bir inanış biçimi ve gelenek değildir. Kurban, hemen hemen bütün inanış ve kültürlerde canlılığını hala sürdüregelen bir ibadet biçimidir.

Kurban hemen hemen bütün inanış ve kültürlerde tanrı veya tanrılarla iletişim kurmanın, kendilerini ona affettirmenin, onun/onların kızgınlığının önüne geçebilmenin veya ona/onlara yaklaşabilmenin bir aracı olarak algılanmakta ve bu amaca yönelik olarak uygulana gelmektedir. Kısacası Kurban tarih boyunca bireysel, hatta toplumsal arınmanın bir aracı veya sembolü olarak kabul edile gelmektedir.

Bugün bütün dinlerde uygulanan kurban tanrıya yakın olabilmenin, bu uğurda her şeyden vazgeçilebileceğinin bir ifadesidir ve bir sembol olarak algılanmaktadır. Ancak insanoğlu çok zaman sembolle gerçeği; amaçla, aracı karıştıra gelmiştir. Bu tespit kurban için fazlası ile geçerlidir. İlahi olmayan dinleri tartışma dışı tutarsak, ilahi dinlerde hem geçmişte hem de günümüzde bir bozulmanın ve amacından sapmanın yaşandığı herkesin malumudur. Rabbimiz kullarının bu durumunu bildiğinden olsa gerek, Kur’an’da;“Onların ne etleri Allah’a ulaşır, ne de kanları; lakin O’na ulaşan yalnızca sizin O’na karşı gösterdiğiniz bilinç ve duyarlılıktır”(22/37), diyerek, şekilciliği ve bozulmayı tespit ettiği gibi, bozulmadan kurtulmanın yolunu da göstermiştir.

Kurban geleneğinin tüm dinlerde bulunmasına rağmen günümüzde tartışılmaya açılmasının siyasi ve fikri birçok nedeni bulunmaktadır. Kurban kesmenin “vahşi” ve “canice” bir eylem veya davranış olarak algılanmasının altında Batı kültürü vardır. Bugün gerek Türkiye’de gerekse diğer İslam ülkelerinde kurban geleneğine karşı çıkan kişi, kurum ve kuruluşlar daha çok batı kültürünün etkisinde kalanlar veya batı kültürünün bu topraklardaki uzantılarıdır.

Batı kültürüne asıl rengini veren yapının Eski Yunan dini inancı ve anlayışıdır Mevcut Hristiyanlık inancı ve gelenekleri üzerinde de bu kültürün ve dini anlayışın etkisi oldukça fazladır. Dolayısıyla aydınlanma düşüncesi üzerinde de tüm din karşıtlığı söylemine rağmen Hristiyanlığın etkisi sanıldığından çok fazladır. Pavlus’un,Roma ve eski Yunan kültüründen esinlenerek Hristiyanlığı yeniden oluşturduğu konu ile ilgilenen herkesin bildiği bir gerçektir. Mevcut Pavlusçu Hristiyanlığın Roma ve Eski Yunan dini inanç ve anlayışının farklı bir versiyonundan başka bir şey olmadığı ortadayken, Aydınlanmanın din karşıtı söylemine bakılarak Hristiyanlığa da karşı olduğunu veya her türlü Hristiyani etkinin dışında olduğunu söylemek bir aldatmaca olur.

Mevcut İncillere göre Hz İsa Yahudilere ait Fısıh Kurbanını kesmiş etinden yemiş ve arkadaşlarına ikram etmiştir. İlk dönem hristiyanları yahudi geleneğindeki bir çok dini uygulamaları yerine getirdikleri gibi kurban kesme geleneğini de sürdürüyorlardı. Pavlus’un Hz İsa’nın Küdüsteki öğrencilerinden yolunun ayrılmasının temel nedeni de Kudusteki Hz İsa taraftarlarının Musa Şeriatini uygulamakta olmalarıdır. Pavlus, Roma ve Eski Yunan dini anlayışlarının etkisinde kalarak, Hz İsa’nın çarmıhta can vermesini Büyük Kurban olarak değerlendirerek, kurban kesme geleneğini lağvetmişti ve kurban Hz İsa’nın bir ismi olmuştu. Hz İsa bütün insanlığın işlediği suçlara keffaret olarak çarmıhta kurban olmuştur. Ayrıca Hrisitiyanlar ayin yaparken yedikleri şaraba batırılmış ekmeğe de kurban demişlerdir.

Ogün bugündür Hristiyan toplumlarda Hayvan kesme şeklindeki kurban geleneği uygulanmamaktadır. Bugün Batı dediğimiz coğrafyanın egemen dini anlayışı Hristiyanlıktır. Bu toplumlarda kurban geleneğinin bulunmayışının ve kurban kesme geleneğine karşı bir anlayışının gelişmesinin temelinde Pavlusçu Hristiyanlık inancı bulunmaktadır.

Konunun kültürel, psikolojik, ideolojik temelleri tahlil edildiğinde Batı’daki kurban kesme karşıtlığının asıl nedeni kan akıtılmasına yani, hayvan katliamına olan tepki değildir. Öyle olsaydı Batıda et tüketiminin bugünküne göre çok düşük seviyelerde seyretmesi gerekirdi. Kurban kesme geleneğinin yaygın olarak uygulandığı Müslüman topluluklarda et tüketiminin ve hayvan kesiminin batı toplumlarından çok fazla olması gerekirdi. İstatistikler bunun tersini söylüyor. Örneğin Türkiye ile herhangi bir batı ülkesi karşılaştırıldığında, Batıda kişi başına Türkiye’dekinin neredeyse yirmi katı fazla et tüketilmektedir. Bu demektir ki, en iyimser tahminle Batıda Türkiye’dekinin yirmi katı fazla küçük veya büyükbaş hayvan kesimi yapılmaktadır. Üstelik bugün Hristiyan Avrupa ülkeleri et ihracatının merkezi konumundayken batılı anlayışın hayvan kesimine karşı çıkmasını anlamak mümkün olmamaktadır.

Belki, Türkiye için konuşacak olursak çevre kirliliği ve hijyenik koşullar öne sürülerek günümüzdeki kurban kesme biçimi ve şartları eleştirilebilir. Ancak bu durum, insanlara nefes alma imkanının bırakılmadığı, her tarafın bir beton yığınına dönüştüğü birkaç metropol için geçerlidir. Bunun çözümü de çok basittir. Çözümü de; önüne gelen her şeye vergi koyan seçilmiş veya atanmış yöneticilerin vatandaşına yeterli, siteril kurban kesim alanlarının hazırlanmasıdır. Vatandaşın geleneği ile savaşmak yerine, vatandaşa hizmet esas alınsa bu sorunların büyük çoğunluğu yaşanmaz. Zaten Anadoluda herkes kurbanını bağında bahçesinde siteril ortamda kestiği için ne görüntü kirliği oluşmakta ne sağlık açısından bir sorun yaşanmaktadır.

Hayvan kesimine karşı olmak ayrı bir tartışmadır ve kesimi tartışmalarından bağımsız olarak ele almak gerekir. Bu nedenle vejeteryan birisini veya bir hayvan koruma derneği üyesini anlamak ve düşüncelerinden dolayı ona saygı duymak mümkündür.

Ancak buralarda da bazı sorunlar ve duyarsızlıklar söz konusudur. Konu sırdan bir kan akıtma ve öldürme karşıtlığının ötesinde bir anlama sahiptir. Çünkü bu kişilerin dünyanın çeşitli bölgelerinde hergün onlarca insan katledilirken seslerini çıkarmamaları, bu konuda tepki gösteren sivil toplum örgütlerine destek vermemeleri de ilgi çekicidir. Ancak hergün kırmızı veya beyaz et tüketen birisinin Kurban kesilmesi konusundaki tepkisini ve hassasiyetini anlamak mümkün değildir.

Batı için bir de şu söylenebilir. İnsan ve doğa katliamını yaşam biçimi haline getirmiş ve bugünkü zenginliklerini bu katliamlara borçlu olan sömürgeci güçlerin çocukları olarak bugün kan akıtılmasına ve kan görmeye karşı olan batı toplumlarının bu tavırları, ilkeli bir duruştan çok, kendi vicdanlarını rahatlatmaya, kendi kanlı geçmişlerini ve uyguladıkları politikaların, ürettikleri silahların sonucu kendi coğrafyaları dışında hergün yüzlerce, belki de binlerce masum insanın katledilmesini örtmeye çalışmaya ve günah çıkarmanın farklı bir versiyonu olarak anlaşılabilir. İçlerindeki korku ve ezikliği atmak için çığlık atmanın, bir başkasına bağırmanın, başka bir deyişle, Hz İsa’nın da dediği gibi “kendi gözündeki merteği görmeden başkasının gözündeki çöpe” saldırma, kendinden kaçma ve gerçekten korkma psikolojisidir.

Kurban kesme geleneği, hem Kur’an’da (5/27-32)/ hem de Tevrat’ta (Tekvin,bab:4;1-16) anlatıldığı gibi Adem’in iki oğlunun, Habil ve Kabil’in Allah’a sundukları kurban ile başlamış ve tüm ilahi dinlerde bu gelenek kesintisiz olarak devam edegelmiştir.

Habil ve Kabil’in kurban sunması ile ilgili pasajları Kur’an ve Tevrat’tan birlikte takip edelim. “Ve onlara gerçeği göstermek için Adem’in iki oğlunun kıssasını anlat; nasıl ikisinin birer kurban (kurbanen) sunduklarını birinciden kabul edildiği halde diğerinden kabul edilmediğini.[Onlardan biri, Kabil,] “Seni mutlaka öldüreceğim” demişti. [Kardeşi Habil] cevap vermişti:”Unutma ki Allah, yalnız O’na karşı sorumluluk bilincini duyanların (kurbanı)nı kabul eder”(Kur’an:5/27)

“…Ve Habil koyun çobanı oldu, fakat Kain çiftçi oldu. Ve kain günler geçtikten sonra, toprağın semeresinden Rabbe takdime getirdi. Ve Habil kendisi de sürünün ilk doğanlarından ve yağlarından getirdi. Ve Rab Habile ve onun takdimesine baktı; fakat Kaine ve onun takdimesine bakmadı. Ve Kain çok öfkelendi ve çehresini astı. Ve Rab Kaine dedi: Niçin öfkelendin ve niçin çehreni astın Eğer iyi davranırsan, o yükseltilmeyecek mi? ve eğer iyi davranmazsan, günah kapıda pusuya yatmıştır; ve onun istediği sensin; fakat sen ona üstün ol. Ve Kain kardeşi Habil’e söyledi. Ve vaki oldu ki, kırda oldukları bir zaman, Kain kardeşi Habile karşı kalktı, ve onu öldürdü”(Tevrat: Tekvin;4/2-9).

Hem Kur’an’daki hem de Tevrat’taki bu ayetlerde kurbanın niteliği, kurbanın hangi şeyden olacağı, en önemlisi de kimlerin kurbanının kabul olacağı anlatılmakta ve esas olanın Allah’a karşı sorumluluk bilinci olduğu da özellikle vurgulanmaktadır. Aslında bu tespit kurban konusunu yeteri kadar açıklamaktadır. Göz boyamak ve birilerini kandırmak için kesilen kurbanın veya sunulan adağın her hangi bir değerinin olmadığı, iyi niyet ve samimiyetin esas olduğu açık bir şekilde ortaya konmuştur. İki kutsal kitaptaki bu ayetler günümüzdeki şekilciliğe ve kesmiş olmak için kurban kesmeye güzel bir cevaptır.

Bilinen tarihi bu şekilde başlayan kurban olayı, Yahudilikte değişik adlarla ve değişik şekillerde binlerce yıldır uygulana gelmektedir. Ali Osman Ateş’in tespitine göre, insan kurban edilmesi dahil Fısıh Kurbanı, adak kurbanı, şükran kurbanı, günah (hattath ve hata (oshan) kurbanları, yakma (ola) kurbanı gibi kurban çeşitleri vardır. A.O.Ateş’e göre bu kurbanların bir kısmı İslam’da da mevcuttur. Yahudilikte kurbanlar sığır ve davar cinsindendir ve kusurlu hayvanların kurban edilmesi yasaklanmıştır. Bunlar İslam için de geçerli olan prensiplerdir.

Tevrat’ta kurban ve takdimeler konusu, tüm kural ve incelikleri, Levililer kitabında çok teferruatlı olarak anlatılmaktadır. Kurbanlar genelde kesildikten sonra yakılmakta, hoş kokusunun Allah’ı memnun edeceği düşünülmektedir. Yahudilikte kurban etinin yenmesi veya fakirlere dağıtılmasına yönelik bir gelenek bulunmamaktadır.

Yahudiliğe göre, kurbanın hepsi Allah’a aittir, bu nedenle etler mezbahlarda Allah için yakılır. Yalnızca fısıh kurbanından kurban sahipleri yiyebilirler; bu kurban gece kesildiği için gün doğmadan tüketilmek durumundadır, tüketilmeyenler güneş doğmadan önce yakılması gerekir. Yahudiler, Fısıh kurbanını evlerinde de kesmekle beraber Kurbanlarını genellikle kutsal addettikleri mekanlarda keserler. Dolayısıyla bu mekanlarda özel kurban kesim bölümleri bulunmaktadır. Benzer bir uygulama Cahiliye dönemi Arapları tarafından Kabe de uygulanmaktaydı. Burada da özel Kurban kesim yerleri vardı. Rivayetlere göre Peygamberimiz bu uygulamayı sıhhi gerekçelerle Mina’ya taşımıştır.

Hristiyanlarla ilgili uygulamaları daha önce ifade etmiştik. Hristiyanlıkta İncillerle uygulama arasında çelişkiler söz konusudur. Hem Markos (14/22-30) hem de Luka (22/7-14) incilinde, Hz İsa’nın Yahudilikteki Fısıh Kurbanını kestirdiği, bu kurbandan fısıh yemeğini hazırlattığı havarileriyle birlikte yediği anlatılmıştır. Yine İncillerde fısıh yemeğinin, kurban edilmiş kuzu eti ile mayasız ekmekten oluştuğu ifade edilir.

Ancak Pavlus bu uygulamaları daha sonra ortadan kaldırmıştır. Bu konu İncillerde yer alan Pavlus’a ait olduğu sanılan İbranilere Mektup adlı ekte yer almaktadır. Pavlus orada şunları söylemektedir.

“Yasa her yıl sürekli olarak sundukları aynı kurbanlarla tanrıya yaklaşanları asla yetkinliğe erdirmez. Eğer erdirebilseydi, kurban sunmaya sun verilmez miydi? Çünkü tapınanlar bir kez günahlarından tekiz kılındıktan sonra kendilerinde artık günah bilinci kalmazdı. Ama o kurbanlar insanlara yıldan yıla günahlarını anımsatıyor. Çünkü boğaların ve erkeçlerin kanı günahları ortadan kaldırmaz.

Bunun için Mesih dünyaya gelirken diyor ki:

“Kurban ve sunu istemedin

ama benim için bir bedel hazırladın

Tümüyle yakılan adaklar

Ve günah için sunulan kurbanlardan

hoşnut olmadın.

O zaman dedim ki,

‘Yasa kitabında benim için yazılmış olduğu gibi,

senin istediğini yapmak üzere,

ey tanrım, işte geldim’.”

Mesih ilk önce,” kurbanları sunuları, tümüyle yakılan adakları ve günah için sunulan kurbanları istemedin ve bunlardan hoşnut olamadın” dedi. Oysa bunlar Yasa’nın bir gereği olarak sunulur. Sonra da, “senin istediğini yapmak üzere işte geldim” dedi. Yani Mesih, ikinciyi geçerli kılmak için birinciyi kaldırıyor. Tanrı’nın bu isteği uyarınca İsa Mesihin bedeninin ilk ve son kez sunulması ile kutsal kılındık.

Her kahin, günden güne ayakta durup görevini yaparak günahları asla kaldıramayan kurbanları tekrar tekrar sunar ama mesih günahlar için sonsuza dek geçerli olan tek bir kurban sunduktan sonra Tanrı’nın sağında oturdu.”

İşte Hristiyanlar o günden bu güne şaraba ekmek banarak kurban kesme geleneklerini bu şekilde devam ettire gelmişlerdir. Ekmek kurbanın etini, şarap da kanını sembolize etmektedir.

Kurban kesme geleneği, Hz Muhammed’in peygamberliği sırasında Mekke ve çevresinde yaşayan Araplar tarafından yoğun olarak uygulanıyordu ve bir çok kurban çeşidi vardı. Kurbanlar genellikle putlar için kesilirdi. Cahiliye Araplarında hemen hemen her konu, kurban kesmeye vesile olabiliyordu: Örneğin, çocuğun doğması, birinin ölmesi, bir felaket, iyi bir haber, ürünün bol olması, kıt olması, ilk doğan hayvanlar vs her şey kurban kesme nedeni olabilirdi. Dini anlayışı ve tanrı tasavvuru ne olursa olsun, hemen hemen bütün toplumlarda tanrı veya tanrılara yakın olmak önemliydi ve her konu da bu tanrı veya tanrılara yaklaşmak için bahane veya fırsat olarak değerlendiriliyordu.

Adak ve kurban tanrı ve tanrılara yakınlaşmak için en etkili yol olarak kabul ediliyordu. Cahiliye Araplarında da bu yol yoğun olarak kullanılıyordu. Ve bu uygulamaların uzun bir geçmişi de vardı. İslam geldiğinde de hemen bir çırpıda ortadan kalkmadı.

Bu uygulamaların bir kısmı İslam sonrası dönemde de devam etti. Sadece eski inanç ve anlayışlarını sürdüren kişilerce değil, İslamı seçmiş kişilerce de uygulandı. Hadis kitaplarındaki rivayetlere göre bunların bir kısmına Peygamberimiz de izin vermiştir. Bu kurban kesme geleneklerinin bir çoğunda mevcut olan şirk unsuru temizlenerek Müslümanlar tarafından uygulamaya devam edildi. Bunlardan bazılar şunlardır:

1-Akika Kurbanı, 2-Adak Kurbanı, 3-Keffaret Kurbanı, 4-Fe’a ve Atire Kurbanı ve 5-Hac Kurbanı.

Kur’an’da, bu kurban kesme geleneklerinden Keffaret, Adak ve Hac kurbanı geçmekte diğer kurban çeşitlerinden bahsedilmemektedir.

Gerek Kur’an’daki anlatımlardan gerekse Kuran’ın indiği dönemdeki uygulamalardan bir kurban geleneğinin olduğu ve Müslümanların bu geleneği önemsedikleri, hatta Hac Kurbanını önemli bir ibadet olarak kabul ettikleri anlaşılmaktadır. Özellikle Hac Kurbanının Müslümanların temel ibadetlerinden biri olan Hac ibadetinin bir rüknü olması, kurban geleneğini daha da pekiştirmiştir.

Kısacası, özgürlüğün ve özgürleşebilmenin yolu vermeden, üstelik en değerli olanı vermeden geçer. Özgürlükler hep can ve cananların feda edilmesiyle elde edilmiştir. Özgür kalmak da ancak can ve cananları kutsal olanla değiştirmeyi göze almakla mümkün olmaktadır. Çünkü kutsalı olmayanın özgürlüğü de olmaz. İşte kurban bunun adıdır, bütün bağ, bağlantı ve aidiyatlardan sıyrılıp tek yaratıcıya dönmenin sembolüdür.

MEHMET YAŞAR SOYALAN

2 responses to this post.

  1. Kurban mitra kültündeki boğa kesme sahnesini anlayamayan Judaist kültürün bir hegelistik fenemonudur.

  2. Enesine tanrılık sanrıları gördürüp punk rakçı takılan firavunların gözünden bakınca mı? Kelimelere yüklediğiniz anlamın kaynağı sandığınızdan farklı olabilir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: